
Son iki yıldır, sadece benim değil bütün dünyanın aynı anda hissettiği bir kırılmanın içindeyim. 7 Ekim’de başlayan süreçte; adını aldığım peygamberlerin mücadelesini, son Nebi’nin sabrını, imanını, merhametini; sahabenin kutlu elçiye deruni bağlılığını, ihlasını, vakarını… İnsan ne kadar çok övülebilirse, hepsini aynı anda görmeyi, duymayı, hissetmeyi yaşadım.
Bugün Tunus Limanı’ndan yazıyorum satırlarımı. Dövmeli ve piercingli gençler, tekerlekli sandalyedeki teyzeler, omuz omuza yürüyen amcalar… Birçok dil aynı anda duyuluyor. Sloganlar her renkten, her dilden yükseliyor. Kimse birbirine “hangi dindensin?” diye sormuyor. Herkes etrafına güven veren bir gülümseme bırakıyor.
1400 yıl öncesine gittim sanki; hep birlikte *Hilf’ul-Fudulu* yaşıyoruz. Buradakiler görünmeyen bir bağ ile bağlanmış gibi. 44 ülkeden, yüreklerini yol azığı yaparak gelmiş insanlar… Konuştuklarımızı anlamasak da kalpten kalbe bir muhabbet doğuyor. “Free Free Palestine” diyen Avrupalı gruba gözüm takılıyor; içlerinde Araplar da, Türkler de var. Bizimkiler “Kardan Aydınlık” söylüyor; diğerleri sözleri bilmeseler de ritim tutarak eşlik ediyor. İspanya’dan gelen gemiler yanaştıkça alkış tufanı kopuyor. Gelenler iyilik elçileri sanki; Medine’ye hicret eden Muhammed’in (a.s.) merhametini taşıyor gibiler.
Ve düşünüyorum: O yaşasaydı, burada olur muydu? Biz peşine düşer miydik, yoksa “Üç beş kişi ne yapabilir ki?” deyip kenara mı çekilirdik?
Allahım, neler düşünüyorum ben…
Hani “Müslümanın hal diliyle İslam’a daveti” vardır ya, ilk defa bu dilin yetersiz kaldığını gördüm. İlk defa, Müslüman olmadan önce insan olmanın ne kadar önemli olduğunu yüzüme çarpan sahnelere şahit oldum. Biz yola çıkarken cenneti ve cehennemi hesap ederken; burada nice insan, hiçbir beklentisi olmadan sadece vicdanını yanına alıp sırt çantası ve kefiyesiyle umuda yürümüş. Onların insanlığının karşısında küçüldüm. Anladım ki daha kat etmem gereken çok yol var. 37’sinde her şeye yeniden başlamış biriyim artık; kendimde bile keşfetmediğim esrarların olduğunu hissettim.
Geminin yarısı yola çıkacak, bir kısmımız geride kalacak. Ama ben binemesem de bu gemi hedefine ulaştı. Çünkü bana varmam gereken menzili gösterdi. İçimde törpülenmesi gereken yönleri hissettirdi. Her renkten, her dilden, her inançtan vicdanları bir araya toplayan bu gemiden, Nuh’a (a.s.) selam olsun.
Zalimler bu filoyu engellese bile, iman ediyorum ki birçok kişi bu vesileyle menziline ulaştı. Kudüs için Allah’ın “etrafını bereketli kıldığımız” hitabında sadece toprağın değil; insanlığın bütün merhametinin, vicdanının ve iyilerinin de bir araya toplanacağını hiç düşünmemiştim. Bereket; demek ki iyiliklerin birleşmesiymiş.
Kim derdi ki; insanlığın umudunu kaybettiği bir dönemde, yerin altındaki gizli bir plan, hak ile batılı; zulüm ile merhameti; insanlar ile canavarları birbirinden ayıracak?
Kim derdi ki; dünyanın en tanınan insanı olacaksın ama yüzünü kimse tanımayacak?
Kim derdi ki; açık hava hapishanesinde evlatlarınla birlikte katledilirken bütün insanlık “Gazzeli” olacak?
Seçmeden hayata insan olarak geliriz.
İnsan kalabilmekse bizim seçimimizdir.
Yahya Sinvar’a…
Ebu Ubeyde’ye…
Gazze’nin asil çocuklarına…
Selam olsun.
Yazan: Yunus Soyyiğit

Çoook güzel bi yazı
Allah razı olsun