
Basın hürriyetinin savunuculuğunu yaptığını ileri süren CHP yönetimi, 1940’lı yıllarda basın üzerinde adeta Demokles’in kılıcı gibi sallanıyordu. Hükümetin politikasına aykırı görüş taşıyan gazeteler resmî makamlarca kapatılıyor, kapatılamayanlar ise fiilî saldırılarla susturuluyordu.
Dönemin iktidarı, Abdülhamid istibdadını ve İttihat Terakki baskısını sonlandırarak “demokratik ve özgür bir cumhuriyet kurduklarını” sıkça vurguluyordu. Ancak pratikte yaşananlar, önceki dönemlerden daha sert uygulamalara sahne oldu. Sultan Abdülhamid hiçbir gazetenin matbaasını bastırmamış, gazetecileri sokak ortasında linç ettirmemişti. İttihatçılar ise iktidara gelir gelmez Galata Köprüsü’nde bir gazetecinin öldürülmesiyle tarihe geçmişti. CHP yönetimi, özellikle Tek Parti döneminin baskı politikalarında bu çizgiden çok da uzaklaşmadı.
Takrir-i Sükûn Kanunu’nun mirası ve II. Dünya Savaşı yıllarının olağanüstü atmosferi, muhalif her fikri “tehlikeli” olarak damgalıyordu. Türkçülük Turancılıkla, sosyalizm komünizmle eş tutuluyor; Allah demekten bile kaçınılan, dinî ifadelerin cezalandırıldığı bir dönem yaşanıyordu. Gazetelerin manşetleri hükümetçe belirleniyor, Anadolu Ajansı dışında haber almak memura ve halka yasaklanıyordu.
Bu baskı ortamına rağmen, bazı cesur kalemler seslerini kısmamayı tercih etti: Hüseyin Nihal Atsız, Osman Yüksel Serdengeçti, Necip Fazıl Kısakürek, Sabiha–Zekeriya Sertel ve Behice Boran gibi az sayıda yazar, tek sesli atmosfere karşı fikirlerini savunmaya devam ettiler.
Tan Gazetesi baskını, ABD’deki bazı grevlerde patronların mafyavari yapılarla iş birliği yaparak işçi eylemlerini bastırmasına benzer bir tablo ortaya koydu. Devlet bürokrasisi, parti örgütleri ve sokak gücü iç içe geçmişti.
Behice Boran’ın yönettiği “Adımlar” dergisi, yine dönemin resmî makamlarından oluşan bir komisyonun kararıyla kapatıldı. Yurt ve Dünya dergisi için Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in talimatıyla işlem yapıldığı çeşitli kaynaklarda yer aldı.
4 Aralık 1945’te Tan gazetesi ve Görüşler dergisi, CHP’ye yakın çevrelerin organize ettiği gruplar tarafından saldırıya uğradı. Bu saldırıların ardından Behice Boran üniversiteden uzaklaştırıldı. 1948’de “komünizm tehlikesinin önde gelen isimleri” olarak lanse edilen Behice Boran, Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes öğretim üyeliğinden çıkarıldı. Boran ise erkek meslektaşlarından daha inatçı bir duruş sergileyerek Türkiye’de kalıp mücadelesini sürdürdü. Boratav ve Berkes yurtdışında akademik yaşamlarına devam etti.
Tan gazetesinin sahipleri Serteller yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. 1974’te Oğuzhan Asiltürk’ün İçişleri Bakanlığı döneminde, Serteller hakkında “ülkeye dönüşte sakınca olmadığı” yönünde görüş verilince geri dönebildiler. Bu defa da Asiltürk linç kampanyalarının hedefi hâline getirildi.
Baskın gününde atılan sloganlardan biri “Kahrolsun Komünizm, Yaşasın İnönü” idi. O günün şartlarında “Allah” demek bile yasaklanmış bir atmosferden söz edilirken, devlet–parti–sokak gücü işbirliği içinde yürütülen bu saldırılar tarihe karanlık bir sayfa olarak geçti. İlerleyen yıllarda bu baskında yer alan bazı isimlerin basın özgürlüğü savunucusu figürlere dönüşmesi ise tarihin ironilerinden biri olarak kayıtlara geçti.
