Tam da böyle bir günde bir öğretmen mahkeme salonunda yargılanıyordu. Karşısındaki hâkim, avukat, seyirciler… Hepsi onunla aynıydı: siyah saç, mavi gözler, ne kadın ne erkek sayılabilecek tek tip yüzler. Öğretmen, öğrencisini korumak için birini öldürmüştü. Suç açıktı. Deliller ortadaydı.
Avukat söze başladı:
“Sayın hâkim, müvekkilim yıllardır öğretmenlik yapıyor. O gün de öğrencisini korumak için harekete geçti. Bu bir cinayet değil, özveridir.”
Salonda ağlayan biri vardı. Boynundaki yaka kartında yalnızca “bir öğrenci” yazıyordu. Onun öğrencisi olduğu belliydi; çünkü kim başkası için ağlardı ki?
Hâkim kararını açıkladı:
“Tutuklunun idamına…”
Öğretmen boğazına dolan ipi hissederken düşündü:
Eğer bu eski dünyamız olsaydı… Belki kadın olduğu için affedilecekti. Belki siyahi olduğu için daha ağır ceza alacaktı. Belki zengin, güzel ya da nüfuzlu olduğu için kurtulacaktı.
Ama şimdi herkes eşitti. Hiçbir ayrıcalık yoktu. Ne özür vardı, ne mazeret. Sadece eylem ve sonuç…
Adalet terazisi ilk kez bu kadar dengedeydi. Ama belki de bu denge, insanlık için fazla ağırdı. Çünkü yeni dünyada insanlar yalnızca ikiye ayrılıyordu:
İyi insanlar.
Kötü insanlar.
Selime Hilal Kılıç

Kaleminize sağlık.