
Şöyle cevap vermiş:
“Çünkü dünyalarını mâmur eder, ahiretlerini harap ederler.
İnsan, imar ettiği yerden harap ettiği yere gitmek ister mi?”
Söz kısa… Lâkin yükü ağır.
İnsanın ölümle meselesi aslında ölümün kendisi değildir.
İnsan, hazırlıksız yakalanmaktan korkar.
Korkunun kaynağı mezar değil; ertelenmiş bir hesap, ihmal edilmiş bir sorumluluktur.
Bak etrafına…
İnsan sabahın ilk ışığında yola düşer, gecenin geç vaktine kadar didinir.
Ev kurar, mal biriktirir, plan yapar, geleceğini teminat altına almaya çalışır.
Dünya için uykusunu feda eder, zihnini yorar, bedenini tüketir.
Ama ahiret hatırlatılınca dudaklarından aynı cümle dökülür:
“Daha vakit var.”
Oysa vakit, kimseye söz vermez.
Kalp böyledir…
Neye emek verirsen ona bağlanır.
Neyi ihmal edersen ondan uzaklaşırsın.
Bağlandığın yer sana yurt olur, uzaklaştığın yer sana yabancı…
Sonra ölüm konuşulunca iç daralır, söz başka yere çevrilir.
Çünkü insan, tanımadığı yere gitmek istemez.
İmar ettiği yer dünyadır; harap bıraktığı yer ahiret.
Kim gönüllü gider ihmal ettiği bir diyara?
Kur’an açık ve nettir:
“Her nefis ölümü tadacaktır.”
(Âl-i İmrân, 3/185)
Kaçış yoktur. Erteleme yoktur. Pazarlık yoktur.
Tadılacaktır…
Fakat nasıl tadılacağı, işte bütün mesele budur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Lezzetleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayın.”
(Tirmizî, Zühd 4; Nesâî, Cenâiz 3)
Bu söz karanlığa çağrı değildir; uyanışa davettir.
Ölümü hatırlayan insan ölçüsünü kaybetmez.
Kul hakkına yaklaşmaz.
Zulme meyletmez.
Çünkü bilir ki bir gün perde kapanacak, defter açılacaktır.
Ölüm bir son değil, bir kapıdır.
Fakat her kapı aynı yere açılmaz.
Hazırlığı olana rahmet kapısıdır,
hazırlıksız olana endişe…
Korkunun özü tam da buradadır.
Dünya için gösterilen gayret,
ahiret için gösterilmeyen hassasiyet…
Denge kaybolunca huzur da kaybolur.
Kur’an dengeyi şöyle öğretir:
“Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu iste; dünyadan da nasibini unutma.”
(Kasas, 28/77)
Ne dünyayı terk et der,
ne ahireti ihmal et.
Ölçüyü gözet, dengeyi koru der.
Çünkü gerçek akıl dengeyi kurabilmektir.
Akıllı insan hem dünyasını hem ahiretini mâmur eder.
Yarım akıllı yalnız ahireti düşünür, dünyayı ihmal eder.
Aklını kaybeden ise bütün ömrünü dünyaya verir, ebediyeti unutur.
Bir başka ayette şöyle buyrulur:
“Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşır.”
(Nisâ, 4/78)
Demek ki mesele kaçmak değil; hazırlanmak.
Mesele uzaklaşmak değil; yüzleşmek.
İnsan ahiretini imar etmeye başladığı gün,
ölümle kavgası diner.
O gün ölüm bir tehdit olmaktan çıkar;
hakikatin hatırlatıcısına dönüşür.
Çünkü kalp bağlandığı yerden kopmak istemez;
ihmal ettiği yere de gönüllü gitmez.
Ölümden korkan insan, çoğu zaman hesaptan korkuyordur.
Ahiretini onaran insan ise ölümden değil, geç kalmaktan ürker.
Mesele ölmek değildir…
Mesele, nasıl bir yüzle gideceğini bilmektir.
Çünkü mümin denge insanıdır:
Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışır;
yarın ölecekmiş gibi ahiretine hazırlanır.
Biri ihmale gelmez, diğeri ertelemeye…
Dengeyi kuran ise korkuyla değil, huzurla yürür.
Enver Erdal

Tebrikler