BIST 100
13.691,06 -0,61%
DOLAR
47,3791 0,07%
EURO
53,9223 0,14%
GRAM ALTIN
6.131,99 -1,19%
FAİZ
41,93 -0,19%
GÜMÜŞ GRAM
86,79 -2,43%
BITCOIN
62.985,00 -2,96%
GBP/TRY
63,0263 0,11%
EUR/USD
1,1373 0,04%
BRENT
87,20 -1,31%
ÇEYREK ALTIN
10.026,16 -1,19%
Kocaeli Açık
Kocaeli hava durumu
28 °

MANSUR VE ASIM

osman-ayvazoglu

1990’lı yıllarda bir arkadaşımız Osmanlı gençliği üzerine bir tez hazırlayacağını söyledi ve yardım istedi. Ben de zamanın romanlarını ve hikâyelerini tavsiye etim. Bir kısmını okumuştum bir kısmını da gözden geçirmek zorunda kaldım bu vesileyle. Osmanlı romanının kadın kahramanları üzerine bazı çalışmalar yapılmıştı. Erkek kahramanlar hakkında toplu bir çalışma 1990'lı yıllarda bulamadım. Ahmet Mithat’ın Letaif-i Rivayat'ındaki hikâyeleri inceliyordum. Bazı gençlere teklif ettim. Fakat yardımcı olacak gençler bulamadım. Gençleri tatmin mi etmedi, yoksa gereksiz mi gördüler bilemiyorum.

 

Kurumları ve STK'ları idare eden fikir sahiplerinin bugün davalarına hizmet için en fazla kullanacakları eserleri Müslümanlar hemen hemen acizlikleri ve yetersizlikleri sebebiyle terketmiş durumdalar. Sebebi de bu sahalarda çalışacak olanları destekleme imkânı ellerinde olanların bu gibi şeylerden anlamamaları hatta dehşetle ürkmeleridir. Temas etmek mecburiyetinde kalırlarsa, işten anlamaz, fakat iyi söz dinler, birkaç ahbap-çavuş ilişkisi ile yasak savmayı, bu sahaların tabii olarak kendilerinden yüksek seviyede olan mensuplarıyla temas kurmaya tercih ederler. Bu gibilerin hesaplarını “Seriyyü’l Hesab” olana havale ederek, bir zamanlar bizim gibilere örnek olsun diye ortaya konmuş bulunan iki edebiyat kahramanının hakkını vermeye, yazarlarını da rahmetle anmaya çalışalım.

Makalenin başlığı olan Mansur ve Asım çok uzak olmayan fakat başka bir devlet olan Osmanlı neslinin iki örneğidir. Hani tek millet iki devlet derler ya, işte tam da bunun müşahhas hali bu olsa gerek.

 

Mansur, Mizancı Murat Bey'in, “Turfanda mı, yoksa turfa mı?” isimli ilk ve tek romanının kahramanıdır.

Asım ise Akif’in "Safahat" isimli meşhur eserinin altıncı kitabı olan “Asım"ın kahramanıdır.

 

Yazarlar kendi fikirlerini kahramanlarına söylettikleri için ikisinin kahramanları da bilgili, vatansever, dindar, mert ve cesur kimselerdir. Bu iki kahraman, Müslümanların ve devletin felaketi zamanında bir şeyler yapmak için çalışacak yollar ararlar.

Derdi ve çareyi farklı görüp, farklı yerlerde arayanlar o günlerde olduğu gibi bugünlerde de vardır. Bize göre derdimiz “İslamsızlık” ve çaremiz “İslamlaşmak” olduğu için aynı şeyleri düşünmüş olan o iki rahmetli büyüğümüzün ve bu konuya temas eden üçüncü büyüğümüzün sözlerine kulak verelim.

 

MANSUR

 

Mansur, Cezayirli bir Müslümandır. Müslümanların hilafet makamı ve o günün tek bağımsız İslam devleti olan Osmanlıların bayrağı altında toplanarak, oradan bütün İslam âleminin kurtuluşu için gereken faaliyetlerin yapılmasını ister. Devlete hariciye meselelerinde çalışarak hizmet etmek ister. Zamanın İslam dünyasındaki geçerli dilleri öğrenir ve İstanbul’a gelir. Gayesini gerçekleştirmek için Osmanlı devletinin emrine amadedir. İstanbul’a geldiğinde gördükleri hoşuna gitmez. Kızların, kadınların arabalardan erkeklere yaptıkları işaretler tuhafına gider! Yıl 1892'dir. Şimdi bu işaretler uygulamalı olarak yapılmaktadır. Bayağı ilerlemişiz.

Devlet dairelerindeki memurlar, ilgisiz ve bilgisiz kişilerdirler. Üç kişinin çalışacağı yerde otuz kişi vardır. Azınlıkların sululukları ve ciddiyetsizlikleri canını sıkar. Beklediklerinin hiçbirini göremez koca Osmanlı'da. Bürokrasi her şeyi elinde tutmaktadır ve halkın dertlerinden uzaktır. Makam, mevki peşindedir.

93 harbine katılır. Bilgisizlik, kıskançlık, yağcılık ve korkaklık yüzünden uğranılan kayıplara isyan eder. O zaman da savaşı kaybeden çete onu casus ilan eder ve sürülür, sürgünde ölür.

Romanın kadın kahramanı Zehra da, Mansur’un erkekler arasında yaşadığı hayal kırıklığına kadınlar arasında yaşar. Hataları görür, söyler ve yalnızlaştırılır.

İsteyen geri kalan kısmı romandan okuyabilir.

 

ASIM

 

Asım, mütareke yıllarında yazılmış ve 1924’te basılmış, Safahat'ın 6. kitabını oluşturur. Hocazade Mehmet Akif ile, Akif’in meşhur Köse İmamının oğlu Asım arasındaki konuşmalardan ibarettir. Asım da tahsilini yarım bırakıp savaş katılmış. Döndüğünde ne görmüştü: Bir tarafta savaşın yükünü çeken fakir aileler, diğer tarafta, savaş kaçkını yerliler, azınlıklar, dönmeler, Yahudiler... Savaşta milyonlar devşirmiş vurguncular.

Dinden, edepten ve ahlaktan sıyrılmış yerli Müslüman vatandaşlar. Tam hayvancasına bir özgürlük içinde, dine, imana, ahlaka aykırı her haltı işlemektedirler. Ramazan'da açıktan oruç yiyenler, göstere göstere kafayı çekenler, sokaklarda naralar atan cinsten haşarat İstanbul’u esir almıştır. Ve Asım da bir çete kurar. Bu çete de ahlak çetesidir. Fakat babası Köse imam ona şu şekilde nasihat eder: “Oğlum bu millet ne çektiyse zorbalıktan, kanunsuzluktan çekmiştir. Hayır veya şer adına ne olursa olsun iş zorbalıkla değil kanunla halledilmelidir…

 

Eğer kudret kanunda olmazsa, devlet değil, bir sürü oluruz” der. Çetesiyle birlikte hükümeti basıp ihtilal yapmayı düşünür. Bu sefer de Akif girer devreye ve şu nasihatleri yapar: “Oğlum ben de İnkılap (değişim) istiyorum ama başkalarının elinde kör alet olan efeler gibi değil. Bizim yolumuz halkı ve nesilleri yetiştirerek terbiye etmek ve hizmet etmektir.

Bir milleti iki şey yükseltir: AHLAK VE BİLGİ. Birincisi eksik ise millet Firavunlaşır, bencil vahşi hayvanlar derecesine düşer; ikincisi eksik ise, geri bir topluluk olur. Zayıflığı sebebiyle bir zaman sonra ahlakını da kaybeder.”

 

Mizancı Murad’ın, 130 yıl önce çizdiği “Mansur” tipiyle, Akif’in 100 yıl önce çizdiği “Asım” tipinin bir birine çok bezer oldukları görülmektedir. İkisinin ortak özetini şu şekilde yapabiliriz:

 

1-İkisi de gençtir. Dindar ve vatanseverdir.

 

2-İkisi de fen okumaktadırlar fakat fikirle, yazıyla siyasetle de uğraşmaktadırlar.

 

3- İkisi için de Müslümanların birliği çok önemlidir.

 

4- Dışardan alınacak sadece teknik bilgilere razıdırlar.

 

5- Kendilerine güvenilerek teslim edilen ya da zorla devlete ele koyanların her yönüyle yetersiz oldukları kanaatindedirler. Aynı kanaat 1968 sonrası gençlikte de vardır. Özellikle Üniversitelerin yetersiz bilim adamları elinde olduğunu iddia etmektedir gençlik. Bu konudaki bildiriler Harun Karadeniz’in “Olaylı Yıllar” kitabından okunabilir.

 

6- İslam'ı ıslahat ve değişimlerin, vurup kırmak yoluyla değil, tahsil, terbiye ve eğitimle gerçekleştirileceği kanaatindeler. “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez” Rad suresi 11. Ayet.

Mansur’un yaşadığı dönem Sultan Abdülhamit dönemidir. O nedenle fikrî yapısı daha yüksek, düşünce yapısı daha geniştir. Asım gibi ahlakı düşük İttihatçı kumarbazlarla, sarhoşlarla uğraşmaz, daha yüksek meselelerle uğraşır.
1979 yılı da, Ertuğrul Düzdağ da şunları yazmaktadır: Asım'dan 50 yıl sonranın gençliği olan 1970’li yılların gençleri de, etraflarına dehşetle bakmakta ve dehşet saçmakta idiler. Birbirleriyle istişare etmekteydiler. Acaba bir çıkar yol gösterirler mi diye büyüklerini aramaktaydılar. Gençlerin beklediği, kendilerini birtakım işler için kullanmayacak, harcayıp harcayıp atmayacak, kul köle olmasını istemeyecek. Allah rızası için, Müslüman kardeş diye, yarının İslam namusu bunlara emanet diye başına kakmadan, sırtına binmeden…

 

Kendisine doğru yolu basit, kolay, heyecansız, kavgasız, palavrasız, yetiştirici, adam edici, gerçek İslam yolunu halis bir şekilde gösterecek ve gösterdiği yolda kendi de bütün mesuliyeti taşıyarak beraber yürüyecek büyükler aramaktadırlar. Bulurlar İnşallah…”

21. yüzyılın gençliğine de önderlik yapacak büyüklere ihtiyaç vardır. Fakat bu büyüklerin yüz yıl, elli yıl önceki gençlerin önderlerinden çok daha donanımlı olmaları gerekiyor. Geçmişi iyi analiz edip, gelecek için öngörüleri olan bir yapıya sahip olmalıdır. Bugün gençliğin danışabileceği, yol yürüyebileceği üstadlar da dünyayı çok iyi tanımalıdır.

 

Ama şunu söyleyebilirim ki, yüz yıl öncenin gençliğinin kültür seviyesinden geride bir gençlik kitlesi var ülkemizde. Müslüman gençliği yetiştirebilecek, öncülük yapabilecek, adeta kamu kurumu haline getirilmiş STK’lar Anadolu'da çok zayıf durumdadır. İstanbul bu önderliği tektaşına götürebilecek mi? zamanla göreceğiz. Herhalde 50 yıl sonrakiler bu sorunun cevabını verirler...

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?