Bazı yazılar vardır, yazmayı hiç istemezsiniz. Bazıları vardır, yazdıkça içiniz kan ağlar; ülkenizin geldiği noktaya üzülürsünüz, tanıdığınız bir ablanıza, bir müdürünüze üzülürsünüz. Ama gazetecilik böyle bir şeydir; canınızı acıtsa da yazmak zorundasınız
Geçtiğimiz günlerde Gölcük Belediyesi’nin içinde yaşanan bir olay, tam da bu türden. Belediyenin toplantı odasında yapılan bir görüşme sırasında Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Ayşe Tuba Sarıgül aniden fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Kamuoyuna “kalp krizi geçirdi, durumu iyi” şeklinde yansıdı. Bugün görevine devam ediyor. Ancak bu olayın perde arkasını sorgulayan, “nasıl oldu, neden oldu?” diye soran neredeyse hiç kimse olmadı.
Ben konunun üstüne gittim. Aslında çok da uğraşmaya gerek yokmuş; adımımı belediyeye atmamla herkes anlatmaya başladı. Tek bir soru sordum:
“Peki, biliyordunuz o halde neden sustunuz?”
Cevap yoktu. Yine sustular.
Bir çalışma arkadaşları kalp krizi geçiriyor, herkes olayın nasıl geliştiğini biliyor ama “nemelazımcı” tavır galip geliyor. İşte asıl içimizi acıtan nokta da bu.
Gelelim olaya… Toplantı başlıyor. Dakikalar sonra Zabıta Müdürü alenen kapalı alanda sigara içmeye başlıyor. Kültür Müdürü Tuba Sarıgül ise kibar bir şekilde uyarıyor:
“Eğer sıkıldıysanız ya da sigara içmeniz gerekiyorsa sorun değil, ara verelim. Ama hem kanunu çiğnemeyelim hem de ben hastayım, rahatsız oluyorum. Kul hakkına girmeyin.”
Normal şartlarda zabıtanın görevi; kahvehanede, lokantada, dükkânda veya herhangi bir kapalı alanda sigara içen vatandaşı uyarmak, gerekirse ceza kesmektir. Yani kanunun uygulayıcısı, yasağın takipçisi olmak zorunda.
Peki soruyorum: Vatandaşa ceza yazan zabıta, kendi sigara ihlalinin cezasını kimden alacak?
Kanunu uygulayanın kanunu çiğnemesi midir daha ağır, yoksa bunu görmezden gelen sistem mi?
O gün odada bulunan Sarıgül, bu kanunsuzluğa sessiz kalmadı. “Kapalı alanda sigara içmeyin” diyerek hem yasal hem insani bir hatırlatma yaptı. Fakat zabıta müdürü aldırmadı, sigaraya devam etti. Üstelik Belediye Başkan Yardımcısı da olaya dahil olup Sarıgül’e “Sen ne karışıyorsun” diyerek tartışmayı büyüttü.
Sonrası malum… Sarıgül kalp krizi geçirip hastaneye kaldırıldı. Şükür ki sağlık durumu iyi. Ama bu olayın bize bıraktığı ders sadece “bir kalp krizi” değil.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır dile getirdiği sigara hassasiyetini bilmeyen yok. Kapalı alanlarda sigara içmek kanunen yasak, üstüne ciddi para cezası var. AK Partili bir belediyede bu yasağın bu kadar alenen çiğnenmesi, üstüne üstelik uyaran kişiye had bildirilmesi… İşte asıl kriz budur.
Vatandaşa “yasak” deyip ceza kesen zabıta, kendisine yasağı hiçe sayma lüksünü nereden buluyor?
Toplantı odasında sigara dumanı altında alınan kararların, bu halka nasıl faydası olacak?
Ve daha önemlisi, böyle bir olayın üstünü kapatmaya çalışan yöneticiler, aslında hangi belediyeciliği temsil ediyor?
Gölcük’te yaşanan bu hadise bize bir kez daha gösterdi ki; sorun sadece bir sigara değil, sorumluluğu olanların sorumsuzluğu.
Dipnot: Hastaneye kaldırılan Kültür Müdürü’nün aslında akut kalp krizi geçirdiği, yani en tehlikelisini yaşadığı ifade ediliyor. Ancak işyerinde gerçekleşen bu olay için “iş kazası” kaydı açılmadı. Hatta üstünün kapatılmaya çalışıldığı ya da hastaneye böyle yazılması için bir yerlerden emir geldiği konuşuluyor. Bu konuyu da araştırmaya devam edeceğiz.
Ve son olarak…
Tüm polislerin başına bir polis, tüm amirlerin başına bir amir de koysanız bu kişilerin kalbine Allah korkusunu koymadıkça sanırım bir adım ileri gidemeyeceğiz.
Ey yöneticiler… Allah’tan korkun.
Yazar: Enes DoğanerBazı yazılar vardır, yazmayı hiç istemezsiniz. Bazıları vardır, yazdıkça içiniz kan ağlar; ülkenizin geldiği noktaya üzülürsünüz, tanıdığınız bir ablanıza, bir müdürünüze üzülürsünüz. Ama gazetecilik böyle bir şeydir; canınızı acıtsa da yazmak zorundasınız.








