
Felaketler, toplumların ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyması açısından büyük önem taşırlar. Milli kimliklerin inşasında, başarılar kadar felaketlerin de önemli etkisini unutmamak lazım. Mesela Avustralya milli kimliğinin inşasında Çanakkale Savaşı esnasında yaşadıkları büyük acının payı belirleyicidir.
Felaketler, hiç arzu etmediğimiz olgulardır. Fakat bazı olumsuzluklar toplumların kendini toparlamasında ve kenetlenmesinde çok etkilidirler.
Koronavirüs felaketi, sadece Türkiye’de değil bütün dünyada çok ciddi gelişmelere neden olmaktadır. Bu bağlamda çok ciddi toplumsal değişim ve dönüşümleri de beraberinde getirmektedir. Bu süreçte herkes aynı koşullarda bulunmamaktadır.
Virüse karşı evden çıkılmaması yönünde devletin yapmış olduğu tavsiye ve yaptırımlar bir zorunluluğun sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Lakin bu süreç herkeste farklı etkiler oluşturmaktadır.
Olayın en acı verici tarafı olan can kayıpları ve hastalıklar üzerinde ne yazılsa, yetersiz kalacaktır. Birileri için bir rakamdan ibaret olan şey, bir başkası için anne, baba, kardeş, evlat, arkadaş gibi çok fazla bir anlam ifade edebilmekte.
Bu süreçte ekonomik olarak nispeten en az etkilenecek olan kesimi memurlar oluşturmaktadır. Devlet güçlü ve memurunu yokluğa mahkum etmez.
Kimileri kendilerini rahat bir şekilde karantinaya alırken, kimilerinin böyle bir şansı yoktur. Sokağa çıkanların hepsi bu durumdan zevk aldığı için çıkmıyor. Önemli bir bölümü hayatını idame edebilmek için çalışmak zorunda. İşe gitmek zorunda olan kişinin sosyal izolasyonu sağlaması da bazen gerek toplu taşıma gerekse iş yeri şartları dolayısıyla pek mümkün olamayabiliyor.
Sağlam bir işi olmayıp, mücadele eden, günlük kazançlarıyla hayatını idame etmeye çalışan vatandaşların Allah yardımcısı olsun. Birçok iş kolu durma noktasına gelmiş bulunuyor. Çok sayıda insanın işini kaybetmesi ve iflas etmesi muhtemel.
Virüs bittikten sonra arkasında tam bir felaket bırakacak. Özellikle küçük esnafın tekrar ayağa kalkması çok zor olacak. İş yerini kapatmış olanların önemli bazı giderleri devam edecek. Bir taraftan kira, değer taraftan diğer giderler bunun üstüne gelecek. Dolayısıyla bir süre sonra ciddi bir işsizler ordusu ortaya çıkacak.
Bu süreçte devlet farklı kesimlere dönük ciddi destek paketleri açıkladı. Fakat bu paketlere rağmen belli kesimler gerekli desteği elde etmekten yoksun kalabilecekler. Devletlerin de gücünün sınırı vardır. Birçok devlet İMF kapısında borç kuyruğuna girmiş olduğu halde, Türkiye bu yola yönelmedi. Bence İMF kapısı bir daha asla çalınmamalıdır.
Her şeyi devletten beklememek gerekiyor. Millet olduğumuzu bir daha ortaya koymalıyız. Bu bağlamda bir adım atılması gerekiyordu. Bu adımı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 7 maaşını bağışlayarak başlattı. “Biz Bize Yeteriz” ile sembolleşen bu destek kampanyası toplumun değişik kesimlerinden büyük destek görmeye başladı.
Bizim bize yetebilmemizin yolu, bizim, biz olabilmemizden geçmektedir. Bugün virüs dolayısıyla her bir ölüm ve hastalık için büyük acılar çeken bizler, ölen veya hastalananların hangi inançtan veya etnik kökenden olduğuna bakmıyoruz. Bütün canlar, bizi aynı derecede üzüyor. Fakat iş birlikte hayatta kalanları yaşatmaya ve toplumu düze çıkartmaya gelince, durum biraz değişiyor.
Bu virüse karşı atılacak bütün adımları siyasetin dar ve bağnaz yapısının dışında tutmak zorundayız. Bu mücadeleye siyasi saiklerle yaklaştığımızda, çözümün taraftarı olamayız. Siyasal iktidarın yanında veya karşısında olmakla, bugün yürütülen mücadelenin bir alakası olmamalı. Bu günlerde birlik olamazsak, ne zaman olacağız?
Başlatılan kampanyayı farklı gerekçelerle aşağılayanların bir kez daha düşünmesini tavsiye ediyorum. Yardımlar şu veya bu toplumsal kesime değil, bütün toplum kesimlerinin içinde ihtiyaç duyanlara dönük olacaktır.
Başlatılan kampanyayı canı gönülden destekliyorum. Millet olduğumuzu dünyaya haykırmanın yolu, dayanışmadan ve kardeşlik hukukundan geçmektedir.
Haydi hepimiz kardeş olmaya….
