
Yedi Kıtada Haber olarak, hem Beşiktaş’ın geleceğini hem de toplumun vicdanında önemli yer tutan Gazze duyarlılığını konuştuk.
Ali Sinanoğlu kimdir? Beşiktaş ile bağınız nasıl başladı?
Ali Sinanoğlu, hayatı boyunca haksızlığa karşı ses yükseltmeyi kendine ilke edinmiş; iyi bir insan olabilmek ve ömrünü iyiliklerle meşgul olarak tamamlamaya çalışan yalnızca bir fanidir. Beşiktaş ile bağım çocukluk yıllarımda başladı. Siyah beyaz benim için sadece bir renk değil; bir tarih, bir destanın günümüze uzanan mirası ve emanetidir. Ve bu doğrultuda bugün Genel Kurul Üyesi ve başkan adayı olarak konumum, yalnızca kulübe duyduğum aidiyet değil; doğruları söylemekten çekinmeyen, kulübümüzün tarihî hakikatinde ve camianın vicdanında duran bir duruştur.
Beşiktaş Genel Kurul Üyeliği sizin için ne ifade ediyor?
Genel Kurul üyeliği, dışarıdan göründüğü gibi bir kart, bir unvan ya da yalnızca oy kullanmak değildir. Bu, kulübün istikametini belirleyen iradenin bir parçası olmaktır. Benim için bu üyelik; Beşiktaş’ın geleceği konusunda söz söyleme sorumluluğu ve emanete sahip çıkma bilincidir.
Beşiktaş’ın son yıllardaki gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beşiktaş uzun süredir yönetimsel zaaflar, yanlış kadro planlamaları ve kurumsal hafızanın yok sayılmasıyla mücadele ediyor. Mesele yalnızca sportif değildir; kökleşmiş bir zihniyet problemidir. Günü kurtarmaya odaklı bu anlayış sürdükçe, başarı ancak tevafuk olur. Beşiktaş’ın ihtiyacı, çeyrek asırdır kendini tekrar eden bu zihniyete karşı bireysel üyelerin iradesiyle gerçekleşecek bir sandık devrimi ve ardından kulübü kuruluş ayarlarına döndürecek köklü bir kurumsal resettir.
Taraftar–yönetim ilişkisini nasıl görüyorsunuz?
Taraftar halktır ve halkın aidiyeti ile ruhu bu kulübün temelidir; ancak karar mekanizmaları halktan tamamen kopmuş durumda. Taraftarı yalnızca tribünden ibaret sayan bir yönetim anlayışı var. Oysa Beşiktaş’ın en büyük gücü her zaman insan kaynağı olmuştur. İnsan kaynağını sadece tribünlerle sınırlarsanız, yaklaşık 25 milyon insanı yok saymış olursunuz.
Genel Kurul yapısında hangi konular köklü değişim ister?
Beşiktaş’ın her şeyden önce bir zihniyet devrimine ihtiyacı var. – Şeffaflık, – Denetlenebilirlik, – Liyakat, – Gençlerin ve emek veren gerçek Beşiktaşlıların sisteme dâhil edilmesi… Bugünkü düzen kulübü ileri taşımıyor; tam tersine tıkanıklığı derinleştiriyor. Kongre yapısı adil ve katılımcı bir modele kavuşmadan hiçbir reform kalıcı olmaz. Beşiktaş’ın ihtiyacı, tam anlamıyla bir “devrim ruhu”dur.
Gazze konusunda açık konuşmanızın motivasyonu neydi?
Gazze’de yaşananlar siyaset değil, insanlık meselesidir. Benim motivasyonum; dünyanın neresinde olursa olsun “insan kalabilmenin” mesuliyetine sahip çıkma sorumluluğudur. İnsan vicdanını kaybederse geriye hiçbir şey kalmaz; tüm değerlerini yitirir.
Spor dünyasında çoğu kişi konuşmaktan kaçınırken sizin çıkışınız bilinçli bir tercih mi?
Evet, bilinçli bir pozisyon. Çünkü haksızlığa uğrayan bir toplum varken nötr kalmak, bir duruş değildir. Spor insanları birleştirir ama haksızlığa karşı susturamaz. Sessizlik, zulmün ortağı olmaktır.
Kulüpler Filistin konusunda yeterli duruş sergiledi mi?
Bazı kulüpler taraftar ve kamuoyu baskısıyla sembolik açıklamalarla yetindi. Oysa Filistin meselesi, sembolik duruşu değil, insani bir taraf seçmeyi gerektirir. Duruş dediğin risk alır; bedeli olsa da doğruyu söyler. Bu anlamda camiaların büyük kısmı sınıfta kaldı.
Gazze hakkında konuşurken baskı mı yoksa destek mi hissettiniz?
Hem büyük bir destek, hem de yoğun bir baskı hissettim. Sosyal medya linç kültürü zaten tanıdığımız bir gerçek. Ama ben destek verenlere bakarım. Çünkü hakikat kalabalıklardan değil, vicdandan güç alır.
Beşiktaş’ta başkan adaylığınız ne durumda?
Benim için makamın bir önemi yok; önemli olan Beşiktaş’ın doğru ellere teslim edilmesidir. Hayatım boyunca makam peşinde koşmadım, bundan sonra da koşmam. Ancak verilen vaatlerin karşılığının doldurulmadığı bir tabloda, demokratik bir yarışa girmemizi engellemek için “tedbir” konularak disipline sevk edilmemiz kabul edilebilir değildir. Adaylığımızın engellenmesi üzerine hukuki süreci başlattık ve mücadelemizden vazgeçecek değiliz. Konu artık yargıya taşınmış durumda; duruşma 4 Mart 2026 tarihinde yapılacaktır. Dava sonuçlandıktan sonra ne gerekiyorsa yapacağız ve gerekiyorsa seçimin yenilenmesini talep edeceğiz. Benim derdim makam değil; Beşiktaş’ın adaletli, şeffaf ve hakkaniyetli bir seçim süreci yaşamasıdır.
Son olarak camiaya ve Gazze’ye duyarlılık gösterenlere mesajınız?
Beşiktaş camiasına çağrım şudur: Birlik olun, birbirinizi dinleyin ve kulübün geleceğini kişilere değil, ilkelere emanet edin. Devrim ruhuna hazır olun; çünkü Beşiktaş ancak böyle, 25 yıllık prangalarını kırarak ayağa kalkar. Gazze konusunda hassasiyet gösteren herkese ise şunu söylemek isterim: Boykotu bir günlük tepki değil, bir hayat tercihi hâline getirenlerden olun. Zulme karşı sessiz kalmayın; çünkü bir insanın sesi bazen bir halkın nefesi olur.
Röportaj:
Yedi Kıtada Haber Gazetesi
Genel Yayın Yönetmeni
Enes Doğaner
