
Entropi, termodinamiğin ikinci yasasının adıdır. Mekanik işe çevrilmeyecek termal enerjiyi ifade eder. Aslında entropi, var olan enerjideki düzensizliğinin ifadesidir. Big-Bang sonrasında evrenin, sürekli büyüyen bir balon gibi genişlediği bilinen bir gerçektir. Mikro düzeyden makro düzeye tüm evren düzenden, düzensizliğe doğru geçiş yapmak ister. Evrenin tüm noktalarında yıldızlar, enerjilerini evrene sürekli olarak gönderirler. Yüksek enerji içeren bu ışık demetleri bir daha yıldızlara geri dönmezler. Bizim yıldızımız olan Güneş'te de durum böyledir. Durmadan evrene ışık gönderir-durur. Bu enerjinin çoğu evrene yayılırken, bir kısmı atmosferimizden geçerek yeryüzündeki cansız ve canlı tüm formlara ulaşır. Buraya virgül koyalım, birazdan yine buradan devam ederiz.
Düzen aslında yüksek enerjinin, immobolize edilmiş halidir. Entropi ise düzendeki makro değişimin ifadesidir. Düzen durumunda enerji; bir form, bir kalıp, bir biçim veyahut bir sistem içerisinde olmak kaydıyla belirli atomların etrafında seyrü-sefer eder. Evet, düzen paketlenmiş enerjiler ihtiva eder. Düzenin olduğu yerde, entropi çok düşüktür. Çünkü değişim hızı çok yavaştır. Çünkü makro değişim yoktur. Yumurtanın içerisinde yüksek enerji, düşük entropi vardır. Çünkü orada, düzen vardır. Yumurtayı, tavanın üzerinde kırdığımızda enerji düşer, entropi artar. Artık kırılan yumurtanın içerisindeki şeyler, yumurtaya tekrar giremez. Düzensizlik bir kez başlamıştır. Videolarda, kayıtları tersten izlerseniz ancak yumurtanın eski haline dönüşümünü yanılsamalı olarak görebilirsiniz.
Bir parfüm spreyinde, yüksek basınç altında ve yüksek enerjiyle hapsolmuş kokulu sıvı-gaz karışımın, küçük bir parmak dokunuşuyla odadaki havaya hızla yayılması ve havanın kokusunu değiştirmesi, gaz moleküllerinin serbest ortamı yani düzensizliği seçmelerinin göstergesidir. Parfüm spreyinde yüksek enerji ve düşük etropi düzeyinde olan kokulu gaz, sprey kutusundan çıktığı andan itibaren düşük enerjili lakin yüksek entropili bir vaziyete geçmiştir.
Sağlam bardağın kırılması, düzgün yapıların zamanla bozulması yanında canlı varlıklar da entropi yani düzensizliğe doğru bir serencamla sonlanırlar. Yaşayan bir varlığın öldükten sonra hızla toprak olması, o andaki entropinin büyüklüğünü gösterir. Canlılar, yaşarken entropinin yani düzensizliğin gücüne nispeten direnç gösterseler de öldükten sonra büyük değişim başlar.
Güneşten çıkan enerji paketlerinin bir kısmı yeryüzüne ulaşır. Fotonlara paketlenmiş bu enerjinin bir kısmı, cansız varlıkları ışıtır ve ısıtırken; canlı varlıkların da esas yaşam kaynağıdır.
Kendi besinini kendi sentezleyen, namı-diğer ototrof canlılar olan bitkiler, ışıktan aldıkları bu enerji paketlerini yapılarında bulunan klorofil vb. mikro odalarda tutarak, organik maddelere dönüştürürler. Artık güneşin enerjisi bu besinlere hapsolmuştur.
Bitkilerle beslenen hayvanlar ve insanlar, bitkilerde potansiyel olarak var olan enerjiyi, mitokondri denilen enerji ocaklarında tekrar kimyasal enerjiye dönüştürürler. Bizim güneşten aldığımız enerji, artık hücrelerimizde bulunan bu küçük odacıklarda, ATP dediğimiz pillerde depolamıştır. Bizler yaşamımızı sürdürürken bu enerjiyi kullanırız. Düşünürken, yerken, içerken, ürerken, üretirken, koşarken ve dahi uyurken bu ATP pillerimizi zamanla boşaltır ve tekrar doldururuz. Enerjimizin yaklaşık yüzde otuzu böylesine kinetik haller için kullanılırken; yüzde otuzu ise ısı enerjisi olarak açığa çıkar. Her bir hücremizin sıcaklığı o nedenle yaklaşık 36.7 derece civarında sabit kalır. Hücreler, düzenin yanında iken, entropiye karşı ise muazzam bir mücadele gösterirler. Aslında enerjinin büyük bir kısmının ısı olarak açığa çıkması ve çok az kısmının kinetik enerjiye dönüşmesi, entropinin canlılara sağladığı en büyük avantajlardan birisidir.
Biz canlılar, entropiye yani düzensizliğe-bozulmaya karşın yaşam süremiz boyunca büyük mücadele versek de bizi biz yapan madde, bir aşık gibi yüreğinde sürekli olarak taşıdığı enerjiyi daima dışarı çıkarmak ister. Ölüm anında ise yapımızı oluşturan tüm madde ve enerji büyük bir entropiyle evrene yayılır. Hayatta iken değişimler kaçınılmazdır. Bazen yükselir, bazen alçalırız. Önce büyür sonra küçülürüz. Önce az bilgili sonra çok bilen biri hale geliriz, dönüşürüz, değişiriz.
Madem değişmeyen tek şey değişimin kendisi, madem zamanın değişik dönemlerinde entropi az ya da çok varoluşsal bir gerçeklik o zaman ne yapmalı?
Birleştirici, yapıcı, onarıcı, düzeltici, tamir edici, imar ve ihya edici entropileri tasarlamamız gerekmez mi?
Güzelim dünyamızda sadece ekolojik felaketler yaşanmadı. İnsanların bizatihi kendisi, farklı zaman ve coğrafyalarda, acımasız savaşlarla biribirlerini yakarak ve yıkarak değişime zorladılar. Dünyamızda mutluluğun, huzur ve esenliğin kaynağı olan dönemleri dikkatle incelediğimizde; o zaman dilimlerini cennetlere çevirmek isteyen kişi ve toplulukların, var olan toplam enerjiyi, adil bir şekilde paylaştıklarına; enerjiyi ve entropiyi iyi yönettikleri dönemlere rast geliriz. Böyle dönemlerde düzen kurulmuş ve korunmuş, var olan enerji iyi taksim edildiği için yüksek düzeyde entropiye de pek rastlanmamıştır.
Bilim, teknoloji, ekonomi, sanat, kültür ve bilgi yönetimi büyük enerjiler içeren devasa güçlerdir. Bu güçler kişi, topluluk veya devletlerde farklı biçim ve formlar altında bulunurlar. Yasalar, bankalar, cemiyetler hatta ibadethaneler dahi bu formların birer örneğidir.
En güçlü(en düzenli) enerji formuna sahip kişi, topluluk veya devletler, kendilerinde var olan yüksek düzeydeki enerjiyi, kimi zaman iyi niyetli kimi zaman kötü niyetli girişimlerle kendilerinden daha az düzenli(daha az enerjili) topluluklarda, değişim başlatırlar. Bu etkileşim şekline göre zayıf topluluklar ya daha zayıf ya da daha güçlü hale dönüşürler. Yakın tarihimizde de bu duruma çoğu kez şahitlik etmedik mi?
Selam dini İslam'ın hakikatiyle yaşandığı anlarda da değişim olmuştur. Musa(as.)'ın yere attığı asasının, canlandığı yani yılana değiştiği an manidardır.
"Mûsa: “O benim asamdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkerim. Onunla başka bazı ihtiyaçlarımı da karşılarım.
Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi. Allah: “Tut onu. Korkma! Biz, onu eski haline döndüreceğiz” dedi.(Tâhâ; 19-20-21)
"Korkma! Biz onu eski haline döndüreceğiz" ayeti, toplumsal düzenin tekrar kurulacağının bir işareti olarak da okunabilir mi?
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav.)'in nübüvvetin ilk yıllarında, kokuşmuş cahiliye düzenine karşı söyledikleri ve yaptıkları, aslında müşrikler nazarında düzen bozucu işler türündendi. Hz. Muhammed sav.'in kurmak istediği ilahi sistem, müşriklerin kokuşmuş sistemini bozucu unsurlar taşımaktaydı. Demek istediğimiz şu ki; değişim iyi niyetle yönetilirse oluşan entropiden korkmaya ne hacet.
“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen,
İki kazma kürek, iki de ırgat gerek,
Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen,
Bir Sinan, bir de Süleyman gerek."
Merhum Mehmet Akif, sosyal entropiyi ne güzel özetlemiş.
Yapmak ve yıkmak; ikisi de değişimlerin farklı biçimleridir. İkisi için de enerji gerekir. Lakin yapmak için Bilge Koca Mimar Sinan ve O'nun içinde yaşadığı büyük medeniyet lazım iken yıkmak için iki ırgat kafidir.
Allah, hayırlı toplumsal entropiler nasip eylesin.

Değişimler ve dönüşümler insanlığın her daim faydasına olsun...
