
Bu virüs vakasından sonra insanlarımızın köyleri daha güvenli gördüklerini ve köylerinde kendilerini daha güvende hissettiklerini görüyoruz.
Ibni Haldun bunun sebebini şu şekilde açıklar: şehirlilerin rahata ve lükse alışmış olmaları, Bolluk ve nimetler için de yaşamaları, canlarının ve mallarının güvenliğini ise kendilerini yöneten idarecilere tevdi etmiş olmalarıdır.Şehirliler şehirlerinde, hiç bir korku ve endişe duymadan yaşarlar. Şehir dışında yaşayanlar ise kendilerini ve mallarını koruma işini kendileri yerine getirirler. Cesaret onlar için gerektiği an başvuracakları bir ahlâk ve tabiat hâline gelmiştir.
Bir arkadaşımız bu konu üzerine, bır mektup göndermişti. Bu mektubu şu şekildedir:
Muhterem Kardeşim,
Son 25 yılımızı İbn-i Haldun'un yaklaşımıyla izâh edecek olursak;
Biz 1994'e kadar bir nevî bedevi idik. Samimi olarak İmanımız ile hareket ediyorduk. Cesaretimiz ve mertliğimiz de doğal(fıtrî) idi. Milli Görüş'çüydük, muhalif idik düzene, sömürüye, haksızlığa karşıydık...
Sonra,
iktidar dönemleri geldi:
Kurallara uymak, menfaat için gerekli hale geldi. Yaptırım ile karşılaşmamak, konforumuzu bozmamak ve menfaatimizi azaltmamak için,
boyun eğmeye alıştık.
Önce haklı uygulamalara itaat ettik ama sonra haksız uygulamalara da kılıf uydurarak itaat ettik ! Uyumlu olmak ve itaat, en önemli özellik haline geldi.
Cesaretimiz ve mertliğimiz gitti. Elimizde biraz dünyalık (ev, araba, para, mal, mülk, makam, mevki, konfor, lüks,...) ile kalakaldık !
Cesaretsiz, boyun eğen, itirazsız, sessiz, nâmert, menfaatçi, silik ve sünepe ce...!!!
"İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar" sözü tahakkuk etti.
İktidar olmak, bizi şehirlileştirdi ve geldi başımıza gelen...
Bedevîlikten Hadarîliğe geçiş, bizi biz olmaktan çıkardı, başkalaştırdı, bozdu,
yabancılaştık kendimize,
lakin farkında da değiliz !
