
Aydın, değişen iletişim dünyasında güvenin, doğru stratejinin ve sürdürülebilir marka ilişkilerinin önemine dikkat çekti.
1. Message İletişim’in kuruluşunun bir hikâyesi var mı? 2002 yılında sizi kendi iletişim ajansınızı kurmaya götüren süreç nasıl başladı ve o gün sizi bu kararı almaya iten en önemli motivasyon neydi?
Eğitim hayatımın ardından uzun yıllar medyada görev aldım. Bu dönem bana iletişim dünyasını, medyanın çalışma biçimini ve insan ilişkilerinin bu işte ne kadar önemli olduğunu öğretti. Halkla ilişkiler sektörüne geçişim ise yakın bir arkadaşımın davetiyle oldu. Ona destek olmak amacıyla başladığım bu alanda, zamanla kendi bilgi ve tecrübemle farklı bir yol çizebileceğimi gördüm.
2002 yılında Message İletişim’i kurma kararım da böyle gelişti. Medyada edindiğim deneyimi halkla ilişkilerin farklı disiplinleriyle bir araya getirmek ve kendi iş yapış anlayışımı oluşturmak istedim. Beni en çok motive eden şey, kendi kararlarımı alabildiğim, birlikte çalıştığımız markalarla uzun soluklu ilişkiler kurabildiğim ve yaptığım işe kendi bakış açımı katabildiğim bir yapı oluşturmaktı.
Bugünden geriye baktığımda, o kararın temelinde biraz cesaret ama daha çok çalışma isteği olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendi işinizi kurmak, bir karar vermekle bitmiyor. Her gün yeniden emek vermeniz, değişime ayak uydurmanız ve kolay vazgeçmemeniz gerekiyor. Message İletişim’in bugünlere gelmesinde de en önemli etkenin bu olduğunu düşünüyorum.
2. Message İletişim’i kurduğunuz ilk günlerde nasıl bir şirket hayal ediyordunuz? O gün belirlediğiniz misyon ve vizyona bugün, 24 yılın ardından baktığınızda “Tam olarak hayal ettiğimiz noktaya geldik” diyebiliyor musunuz?
Message İletişim’i kurarken her şeyden önce işini iyi yapan, güven duyulan ve birlikte çalıştığı markalarla uzun yıllar yol alabilen bir ajans olmasını istiyordum. İletişim, temelinde insan ilişkilerinin olduğu bir iş. Bu nedenle benim için iyi iş üretmek kadar kurduğumuz ilişkilerin sağlam ve sürdürülebilir olması da her zaman önemliydi.
Aradan 24 yıl geçti. Bugün geriye baktığımda hayal ettiğim yapının önemli bir bölümünü gerçekleştirdiğimizi söyleyebilirim. Ancak “Tam olarak istediğimiz noktaya geldik” demek bana çok doğru gelmiyor. Çünkü iletişim sürekli değişiyor, biz de onunla birlikte değişiyoruz ve her zaman daha iyisinin yapılabileceğine inanıyoruz.
Teknoloji, mecralar, markaların ihtiyaçları ve beklentileri değişiyor. Dolayısıyla bizim de öğrenecek, geliştirecek ve yapacak daha çok işimiz var.
3. İletişim sektörü bugün 2002 yılına göre bambaşka bir noktada. Sosyal medya, dijital platformlar, içerik üreticileri ve sürekli değişen tüketici davranışları markaların iletişim biçimini nasıl değiştirdi? Sizce bugün bir markanın itibarını yönetmek neden daha zor?
Geçmişte iletişim daha kontrollü ve daha sınırlı sayıda mecra üzerinden yürüyordu. Bugün ise herkesin içerik üretebildiği, bir konunun birkaç dakika içinde çok geniş kitlelere ulaşabildiği bir iletişim ortamındayız. Sosyal medya ve dijital platformlar markalara çok önemli fırsatlar sundu ancak beraberinde çok daha büyük bir sorumluluk da getirdi.
Eskiden bir markanın ne söylediği daha belirleyiciydi. Bugün ise markanın ne söylediği kadar insanlar tarafından nasıl algılandığı ve hakkında ne konuşulduğu da önemli. Üstelik artık iletişim tek taraflı değil. Tüketici anında tepki veriyor, soru soruyor, eleştiriyor ve kendi deneyimini başkalarıyla paylaşıyor. Bu nedenle markaların hedef kitlelerini gerçekten dinlemesi gerekiyor.
İtibar yönetiminin bugün daha zor olmasının en önemli nedenlerinden biri de bu hız. Küçük bir konu çok kısa sürede büyüyebiliyor ve markaların buna aynı hızla ama doğru şekilde karşılık vermesi gerekiyor. Dolayısıyla iyi iletişim artık yalnızca doğru mesajı vermekten fazlası demek. Gündemi takip etmek, doğru zamanda harekete geçmek ve her koşulda güveni koruyabilmek büyük önem taşıyor.
4. Message İletişim’in çalışmalarında otomotiv sektörünün önemli bir yeri bulunuyor. Otomotiv dünyasında elektrikli ve hibrit araçların yükselişi, Çinli markaların Türkiye pazarındaki ağırlığının artması ve tüketici beklentilerinin değişmesi, markaların iletişim stratejilerini nasıl etkiliyor?
Otomotiv, rekabetin en yoğun olduğu sektörlerin başında geliyor. Elektrifikasyon, yeni oyuncuların pazara girmesi ve tüketici beklentilerinin değişmesiyle birlikte bu rekabet bugün çok daha farklı bir boyuta taşındı. Bir tarafta köklü otomobil üreticileri, diğer tarafta özellikle elektrikli araçlarla birlikte hızlı büyüyen yeni markalar var. Çinli markalar da bu rekabeti daha da yoğunlaştırıyor.
Böyle bir ortamda her markanın kendisini doğru konumlandırması ve farklılığını net biçimde ortaya koyması gerekiyor. Bugün sürdürülebilirlik, teknoloji ve performans hemen hemen bütün markaların iletişiminde yer alıyor. Ancak benzer şeyleri söylemek tek başına yeterli değil. Markanın değerleri, ürünleri ve hedef kitlesiyle tutarlı, altı gerçekten doldurulmuş bir iletişim yapmak gerekiyor. Çünkü tüketicinin markaya bağlılığını kazanmak artık eskisine göre çok daha zor.
Elektrikli ve hibrit araçlarda bilgilendirmenin ayrı bir önemi var. Tüketicilerin menzil, şarj altyapısı, fiyat ve yeni teknolojiler konusunda soruları, zaman zaman da endişeleri olabiliyor. Bunları görmezden gelmek yerine şeffaf bir iletişimle doğru bilgiyi vermek ve güven oluşturmak gerekiyor.
Dijitalleşme, otomobil satın alma ve markayla ilişki kurma biçimini de değiştirdi. Ancak otomotivde fiziksel deneyim hâlâ çok önemli. İnsanlar otomobile dokunmak, onu görmek ve kullanmak istiyor. Bu nedenle iletişim stratejilerinde dijital ve fiziksel dünyayı birbirinin alternatifi olarak değil, birbirini tamamlayan alanlar olarak görüyoruz.
5. Bir iletişim ajansı açısından başarılı bir marka iletişiminin en önemli unsuru nedir? İyi bir ürün veya güçlü bir marka tek başına yeterli mi, yoksa doğru hikâyeyi anlatabilmek mi belirleyici?
İyi bir ürün veya güçlü bir marka elbette büyük bir avantaj. Ancak bunlar tek başına yeterli değil. Çünkü müşterilerin önünde çok fazla seçenek var. Böyle bir ortamda markanın neden farklı olduğunu doğru anlatabilmek gerekiyor.
Hikâye anlatımı önemli ama anlatılan hikâyenin de bir karşılığı olmalı. İletişimde söylediğiniz şeyin marka, ürün ve tüketici deneyimi tarafından desteklenmesi gerekiyor. Aksi hâlde ne kadar yaratıcı bir hikâye anlatırsanız anlatın, bu yaklaşım uzun vadede karşılık bulmuyor.
Ayrıca markanın ne söylemek istediğinden önce neden iletişim yaptığını, kime ulaşmak istediğini ve o insanlarda nasıl bir karşılık yaratmayı hedeflediğini anlamak gerekiyor. Bizim ajans olarak işimiz yalnızca görünürlük sağlamak değil; markanın gerçek değerini doğru bir hikâyeyle, doğru zamanda ve doğru insanlarla buluşturmak.
6. Yapay zekâ iletişim ve PR sektörünü de hızla dönüştürüyor. Sizce yapay zekâ iletişim profesyonellerinin işlerini elinden alacak bir tehdit mi, yoksa onların daha yaratıcı ve stratejik işler yapmasını sağlayacak güçlü bir araç mı?
Yapay zekâ, aslında tüm sektörleri etkileyen bir gelişme. Doğru kullanıldığında verimliliği ve hızı artıran, işimizi geliştiren güçlü bir araç olduğunu düşünüyorum. Ancak burada önemli olan, teknolojiyi ne amaçla ve nasıl kullandığımız.
Bir markayı, içinde bulunduğu sektörü ve hedef kitlesini anlamak, gelişmeleri doğru okumak, strateji oluşturmak ve gerektiğinde farklı çözümler üretebilmek gerekiyor. Yapay zekâ bütün bunlarda bize yardımcı olabilir. Ancak hangi soruyu soracağımıza, elde ettiğimiz bilgiyi nasıl değerlendireceğimize ve bunu nasıl bir iletişim stratejisine dönüştüreceğimize yine biz karar veriyoruz.
Bence yapay zekâ geliştikçe bazı işleri çok daha hızlı yapacağız ve zamanımızı stratejiye, yaratıcılığa ve fikir geliştirmeye daha fazla ayırabileceğiz. Bizim sektörümüzde her teknolojik değişimde olduğu gibi burada da önemli olan değişime direnmek değil, onu doğru anlamak ve işimizin bir parçası hâline getirmek.
7. Son olarak geleceğe bakalım. Message İletişim’in önündeki yeni dönemde nasıl bir hedef var? 2002 yılında yola çıkan Message’ın bugün geldiği noktadan sonra, önümüzdeki yıllarda gerçekleştirmek istediğiniz ve henüz “tamamlandı” diyemediğiniz en büyük hayaliniz nedir?
Bu süre içinde sektörün çok farklı dönemlerine tanıklık ettik, çok şey öğrendik ve biz de değiştik. Ancak Message İletişim’e hiçbir zaman “Artık tamamlandık” diye bakmadım. Çünkü iletişim gibi sürekli değişen bir alanda böyle bir nokta olduğunu düşünmüyorum.
Önümüzdeki dönemde de hedefimiz yaptığımız işi daha ileriye taşımak, yeni iletişim alanlarını doğru okumak ve birlikte çalıştığımız markalara değer üretmeye devam etmek.
Benim için başarı yalnızca 24 yılı geride bırakmak değil, 24 yılın ardından hâlâ yapılacak yeni şeyler olduğuna inanmak. Sanırım “tamamlandı” demek istemediğim şey de tam olarak bu.
