
İnsan uzun bir yol yürür.
Ağlar.
Bekler.
Susar.
Bırakır.
Azalır.
Bir gün, içinden sessiz bir cümle geçer: “Galiba oldum.” İşte nefis, tam da burada ayağa kalkar. Çünkü nefsin en tehlikeli tuzakları, insanın karanlıkta debelendiği zamanlarda değil; aydınlandığını sandığı anlarda kurulur. En sinsi tuzak, artık tuzak görmediğini düşündüğün yerdedir.
Nefis bazen seni günahla değil, kemâl hissiyle vurur.
“Artık eskisi gibi değilim,” der.
“Bu kitapları okuyanlardan değilim ben,” der.
“Bu yollardan geçtim,” der.
“Ben farkındayım,” der.
İnsan, farkında olduğunu sandığı yerde en kör hâline yaklaşır. Çünkü “oldum” diyen kalp, artık diz çökmez. Artık öğrenmez. Artık utanmaz. Artık kendini korur. Oysa kul olmak, kendini sürekli korumaktan vazgeçmektir. Nefis bu noktada şekil değiştirir.
Artık bağırmaz.
Artık itiraz etmez.
Artık açık günahlarla gelmez. Daha temiz bir yüzle gelir.
“Şükretmeyi biliyorsun,” der.
“Sabretmeyi öğrendin,” der.
“Artık başkalarına da anlatabilirsin,” der.
“Bak ne kadar yol aldın,” der.
Ve sen fark etmeden, nefsin seni kendinle meşgul etmeye başlar. Yolun değil, kendi yolculuğunun hayranı olmaya başlarsın. Bu çok ince bir çizgidir. Bu çizgide düşenler, genellikle düştüklerini uzun süre fark etmez. Çünkü bu düşüşte gözyaşı yoktur. Bu düşüşte feryat yoktur. Bu düşüşte suçlanacak bir günah da yoktur. Sadece kalpte çok hafif bir sertlik olur.
Çok hafif bir yukarıdan bakış. Çok hafif bir “ben biliyorum” hâli. Ama Allah, en çok bu “çok hafif” hâllere bakar.
Nefsin son tuzağı şudur: Seni Allah’a değil, kendi hâline razı etmek. Artık dua ederken bile “Ya Rabbi, Sen bilirsin” deyip içten içe kendine güvenmek. Artık sabrederken bile “Ben sabırlıyım” diye kendini tebrik etmek. Artık susarken bile “Bak ne kadar olgunum” diye içinden kendine pay çıkarmak. Oysa kul, hiçbir hâlini sahiplenmez.
Kul bilir ki: Eğer bir şey güzelse, o kendinden değildir. Bu yüzden büyükler der ki: “En çok korktuğum hâl, kendimden razı olduğum andır.” Çünkü Allah’tan razı olmak başka, kendinden razı olmak başkadır. İnsan Allah’tan razı olduğunda eğilir. Kendinden razı olduğunda doğrulur. Nefis, doğrulan kalbi sever.
Bu bölümde şunu bilerek yürü: Yolun en tehlikeli yeri, en huzurlu hissettiğin yer olabilir. Bu seni korkutmasın. Bu seni umutsuzluğa da düşürmesin. Bu sadece şunu hatırlatsın: Kul olmak bir seviye değil, bir istikamettir. Oldum denmez, yürünüyor denir.
Eğer bugün hâlâ “Ya Rabbi, beni kendime bırakma” diyebiliyorsan… Eğer bugün hâlâ yanlış yapabileceğini biliyorsan… Eğer bugün hâlâ kalbini kontrol ediyorsan, kendini değil…
Korkma. Nefis seni tamamen ele geçirmemiştir. Çünkü nefis en çok şunu sever: İnsanın artık kendini sınamamasını. Sen bu satırları okurken içinde hafif bir ürperti olduysa… “Acaba bende de var mı?” diye sorduysan…
İşte o soru, Allah’ın seni hâlâ bırakamadığının işaretidir.
Şimdi dur.
Kalbini yokla. Kendinle mi meşgulsün, yoksa hâlâ O’na muhtaç mısın? Bu soruya verdiğin cevap, seni bu yolun neresinde olduğundan daha çok kiminle yürüdüğünü gösterir.
Unutma: Nefis, “oldum” dediğin yerde başlar. Kul ise, her gün yeniden “ben hâlâ yolcuyum” diyebildiği sürece korunur.
Gülsemin Konca
