
Çünkü bazı hakikatler vardır ki…
Sadece dil değil, kalp de ürker onları söylemeye.
Çünkü “Ben olsam…” diye başlayan her cümle,
bir gün seni “olduğun hâl” ile sınayabilir.
Benim fikrim yok değil.
Aklım da var, kelimem de…
Ama bazen susuyorum.
Çünkü dilimden dökülecek her kelime,
yarın önümde bir imtihan kâğıdı olabilir.
Bir annenin evladına sabrı hakkında fikir yürütmüyorum mesela.
Çünkü yarın kendi evladımla sınanabilirim.
Birinin boşanmasını, evliliğini, anneliğini, evladının isyanını, kimsesizliğini, çaresizliğini konuşmuyorum.
Çünkü söz büyür…
Ve kader, çok duyanları değil, çok konuşanları sınar.
Eskiler derdi ki:
“Allah, kulunu diliyle sınar.”
O yüzden ben bazen susuyorum.
Çünkü fikrim yok değil,
haddimi biliyorum.
Tasavvufta “sükût” hâli vardır.
Bilir ama konuşmaz.
Görür ama yargılamaz.
Hakikate teslim olmuş bir gönül,
Allah’ın işine yorum katmaz.
Senin hikâyeni bilmeden hüküm vermem ben.
Çünkü senin imtihanın, belki benim secdelerimin karşılığıdır.
Senin düştüğün yer, belki benim henüz geçmediğim bir uçurumdur.
Ve ben konuşursam, belki Allah der ki:
“Madem bu kadar kolaydı senin için, hadi şimdi sıra sende…”
O yüzden susuyorum.
Kimi zaman nefsimi, kimi zaman dilimi dizginliyorum.
Susmak acıdır, ama bazen en büyük teslimiyettir.
Çünkü her şeyin cevabı olmak, iman değil.
Bazen cevap verememek de bir iman edebidir.
