
İftar vakti yaklaştıkça heyecanımız artardı. Sofraya oturduğumuzda gözümüz kulağımız ezandaydı. Ezan sesiyle birlikte sıcak pideler bölüşülür, dualarla iftar açılırdı. İftardan sonra ise komşularımızla, akrabalarımızla camilere gider, teravih namazında saf tutardık.
Sahura kadar süren sohbetler ayrı bir keyifti. Mahallede ışıklar birer birer yanarken davulcunun sesi yankılanır, biz de sofraya otururduk. O günler öyle güzeldi ki…
Oruçluya duyulan saygı başkaydı. Sokakta su içeni, bir şey yiyeni görmezdik. Lokantalar iftardan sonra açılır, ihtiyaç sahiplerine yapılan yardımlar sessiz sedasız ulaştırılırdı.
Ramazan sonunda, belki yeni bir elbise ya da ayakkabı alınır mı diye beklemek bile heyecan vericiydi. Arefe günü ellerimize yakılan kınanın kokusu, sabah kimin kınası daha güzel çıkacak diye banyoya koşuşturduğumuz anlar hâlâ aklımda. Bayram sabahı ise aile büyüklerine gidilir, eller öpülür, bayramlaşılırdı. Şimdi ise bayram tatillere gidilecek bir zaman dilimine dönüştü…
Annemin koca bir sini baklava hazırlayıp mahalle fırınına götürüşü, fırının önünde sırasını beklerken baklavaları süzen gözler, kimin baklavası daha güzel olmuş diye yapılan tatlı sohbetler… Hepsi unutulmaz anılar.
O günleri, o Ramazanları özlüyorum. Ezanla yankılanan top sesini, sahurda davulcuyu, annemlerle geçirdiğim o güzel zamanları… Evet, o Ramazanlardan bugüne geldik. Ama aslında Ramazan değişmedi, değişen biz olduk.
Çocukken birlikte Ramazan geçirdiğimiz, aynı sofraya oturduğumuz, teravih namazına gittiğimiz komşularımızı ve akrabalarımızı hatırlıyorum. Rahmetli babamı ve kaybettiklerimizi rahmetle anıyor, Allah’tan mekânlarının cennet olmasını diliyorum.
Ramazan ayının bereketi üzerimize olsun. Hayırlı ve huzurlu Ramazanlar diliyorum.
Bu yazı vesilesiyle her birinize teşekkür ediyor, bayramda yeni bir yazıyla tekrar buluşmayı temenni ediyorum.
