Son zamanlarda her bir büyüğün dilindedir.
“Yedikleri önünde,yemedikleri arkalarında, ne ister bu gençler ?”
Bu cümleler bizim kültürümüzün alt yapısını oluşturur. O kuşağı bu kuşağı diyerek adlandırır, başarılarında bahane bulup, şımartmamak için susup, başaramadıklarında başlarına kakılan olaylar ve durumlar doğrultusunda, insandan doğma insanlar olan gençlerimiz…Bunların dertleri ne, amaçları ne ve her şeyden önemlisi ne istiyorlar…
Akıllarda bir sürü soru var ama hepsi aynı tür. Akıllarda bir sürü cevap olması gerekiyor ama hepsi farklı tür.
Bu gençler yönünü kaybetmiş bir kırlangıç misali oradan oraya süzülüyor. “Z kuşağı” adı altında günden güne topa tutuluyor. Çünkü bu zamana kadar alıştıklarının dışındalar.
Eşitlikçi, adalet duyguları baskın, susmayı ve kabullenmeyi kabul etmeyen, özgürlüklerine düşkün, bağımsız ve bu zamana kadar yutulan sisteme başlı başına baş kaldıran cinsten. Çok araştıran, çok merak eden, doğru veya yanlış bilgiyi çok kısa bir sürede elde eden, tuttuğunu koparan, teknolojiyi her yönden kullanmak isteyen, çağdaş, yenilikçi, açık fikirli ve her şeyden önce bana göre hazıra alışmış ve bunu mantık çerçevesine uyduran bir nesil. Kendimde dahil olmak üzere.
Bana göre bu nesli ahlaki kötüleyecek rahatlık ve tembellik dışında hiçbir şey bulamazsınız. Evet tembeller. Çok kitap okumaz, zaman kaybı olarak görürler. Okuyanının cinsiyet oranı çok yüksek oranda kızlara ait. Emek vermeden karşılık bekleyen bir kısmı var. Ve en çokta kadınları cinsel bir obje olarak gören erkekleri, özgürlük adı altında bazı ahlaki tavsiyeleri es geçen bir nesil…
Peki bu nesilden neden nefret ediliyor hiç düşündünüz mü ?
Çünkü bu gençler geçmişte ki gibi değil. Toplumun dayattığı sistemi kabul etmeyen, korkusuzca fikrini beyan eden, gerek siyasi, gerek ekonomik ya da gerek eğitimsizlik sistemi adı altında beyaz gösterilen siyahı kabul etmiyor ve yutmuyor. Beyaz ise beyaz, siyah ise beyaz olduğunu savunuyor. Bu da alışılmışlığın dışında geliyor. Tarzları, planları ve düşünceleri çok farklı ve bu fark daha önce görülmeyen şekilde. Klasik erkek kalıplarından çıkan erkek giyimleri, alışılmışlığın dışında kadın kıyafeti desenleri ve renk seçimleri var. Lakin sağı yaparken solu öldürdükleri oluyor. Kendi (tabiri caizse) yarattıkları güzellik algılarına, kendileri düşüyorlar. İnce bel, kalın bacak, büyük göğüs, kemersiz burun, badem göz, uzun kirpik vesaire, vesaire derken kendi yarattıkları algılara, kendileri hiddetlenerek münakaşaya giriyorlar. Lakin her güzel şeyin bir kusuru olmalı…Bu dokuz yaşında oyun oynaması gerekirken, ailesi geçinemediği için ürün hesabı yapıp, sokak röportajlarında haykıran çocuklar gibi…Ya da kendi ülkesinde ünlü olan yiyeceği almaya parası yetmeyip, başka ülkelerden şehri satın almaya yemin içmiş insanları fark ettikleri için “Telefon ve içtikleri kahve markasından” vurulan gençler gibi.
Peki bu gençler ne mi istiyor…
Mesela sevgiden başlayalım. Oğlu sevgili yapınca alkışlayan anneler, kızı sevgili yapınca dövüyor ya, sonra “Bizim zamanımızda edep vardı” şeklinde cümlelerine devam ediyor ya…Evet o bahsettiklerim…
Sonra farkını ortaya koyan o gençler “Erkek kardeşime bir şey demezdiniz !” Diyip hesabını soruyor ya…Mesela buradan başlayalım; sizden eksik gördüğü sevgiyi başka kalplerde tattığı için sevgilisi var, ve dayatılan sistemin eşitsizliğinde hesabı soruyor, haklısın diyip kabullenmiyor bu hengameyi. Çünkü sizinde oğlunuzun çıktığı kişinin bir kız evladı olduğunu unutacak kadar kör ve cahilleşmiş olduğunuzu biliyor. Mesela bu gençler burada sevgi ve eşitlik arıyor…
Okula giderken bile makyaj yapmaya gerek duyan, makyajsız sokağa çıkmak istemeyen kızı siz belli kalıplara sokuyor, yakıştırmalarda bulunuyorsunuz. İstediği şey belli diyorsunuz. Ama kız birkaç yıl önce uğradığı fiziksel özelliklerinin getirisi olan zorbalıktan dolayı bu şekilde hazırlanıyor. Burada gördüğü şey psikolojik şiddetin bir sonucu. Mesela bakın burada bu gençler anlaşılmak ve psikolojik bir destek istiyor…
Sürekli kadın gibi giyiniyor genç kızlar, erkekler ise oldukça adammış gibi giyiniyor. Bu gençlerin yaşından büyük giyinme sevdası…Mesela bakın bu gençler çevresi tarafından büyük zannedilip, saygı duymak ve birey olarak sayılmak istiyor. Yaptıkları işlerde karşı tarafın kendilerini ciddiye almasını istiyor…
Bu gençler neden odalarından çıkmıyor, neden odalarına bağlılar…
Çünkü odadan çıktıklarında sürekli azar işiten, sürekli eleştirilen, sürekli laf yiyen, sürekli yetersiz hissettirilen ve her şeyden öncesi kendini basit hissettirilen çehrelerle ve insanlarla karşılaşıyor. Mesela bakın, burada gençler huzur ve merhamet bekliyor…
Bu gençler neden bu yaşta siyaset, ekonomi falan konuşuyor…Bizim zamanımızda bu ayıptı. Evet, çünkü bu gençler sizin gibi saltanat sistemi gibi zihin işletmiyor. Araştırıyor, diğer ülkelerle karşılaştırmalar yapıyorlar…Çünkü biliyorlar, geriye bakılarak veyahut şükür edilerek ülke ileriye taşınmaz. Sizin burada ki küçümsemeniz ve onların fikirlerini küçük bir aynadan görmeniz birçok şey doğuruyor. Mesela bakın burada gençler saygı bekliyor…
Bu gençler ders çalışmıyor, sürekli eğitimi eleştiriyor…Evet çünkü bu gençler eğitimden anlamayan kişilerin eğitimi yönetmeye çalıştığı, bir balığa ağaca tırman, bir tavşana uç denilen sistemin sonunun nereye çıktığını, ne olursa olsun kapının aynı yerlere açıldığını biliyorlar. Mesela bakın burada gençler geleceği biliyorlar…
Bakın bakın iyi bakın…Bu gençler sizden sadece zamanın bu zaman olduğunu görün istiyor.
Ya da, “Çağın gözüyle çağa bakmanızı…”
Sağlıcakla Kalınız..
Son zamanlarda her bir büyüğün dilindedir. “Yedikleri önünde,yemedikleri arkalarında, ne ister bu gençler ?” Bu cümleler bizim kültürümüzün alt yapısını oluşturur. O kuşağı bu kuşağı diyerek adlandırır, başarılarında bahane bulup, şımartmamak için susup, başaramadıklarında başlarına kakılan olaylar ve durumlar doğrultusunda, insandan doğma insanlar olan gençlerimiz…Bunların dertleri ne, amaçları ne ve her şeyden önemlisi ne istiyorlar… […]








